Sınav Koçu

Tercihlerde rahatlık için…

"admin" tarafından yazılmış yazıları görüntülüyorsunuz

Hedef Nedir?

Hedef bir bireyin bulunduğu noktadan daha ileride gördüğü, belirli bir süreç sonunda varılması istenen noktadır. Akademik süreçlerde hedefler öğrencilerin kendilerini tanımladıkları seviyeyi gösterir.

Neden Hedef Koymalıyım?

Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr fayda etmez. Rastgele çalışmak yerine bu çalışmanın bir şey için gerekli ve değerli olduğunu bilerek çalışmak insanı daha fazla motive eder, daha fazla çalışmak için zemin hazırlar. Mutlu ve huzurlu bir hayatın en önemli özelliği anlamlı ve değerli çalışmalardır. Yoksa rüzgârda savrulan yaprak misali bir çalışmanın ve hayatın ne insanın kendisine ne de çevresine faydası dokunur.

Nasıl Hedef Koymalıyım?

Hedef koyarken hedefin ulaşılabilir ve motive edici olmasına dikkat etmelisiniz. Bu hedef sizi rahatlık bölgesinden çıkaracak kadar etkili olmalı ama başarma ümidinizi kıracak kadar ulaşılmaz olmamalıdır. Çıtayı koyduğunuz yeri çok iyi ayarlamanız gerekir. Ulaşılabilir ve motive edici bir hedef koyduğunuzda içinizde buna ulaşmak için büyük bir azim ve istek doğar. Eğer hedefiniz gerçekçi ve ulaşılabilir değilse ilk baştaki motivasyonunuz sürdürülebilir olmayacaktır.

Hedefler Yazılı Olmalıdır!

1979 yılında Harvard İşletme Okulu MBA öğrencilerine bir anket yapıldı. Ankette öğrencilere “Geleceğiniz için yazılı, net hedefleriniz var mı? Bu hedeflere ulaşmak için planlama yaptınız mı?” sorusu soruldu. Öğrencilerin %84’ünün herhangi bir hedefinin olmadığı, %13’ünün hedeflerinin olduğu ancak yazılı olmadığı, %3’ünün yazılı hedefleri ve planları olduğu belirlendi.

1989 yılında aynı sınıfın mezunları arasında yapılan araştırmada hedefi olan %13’lük kesimin herhangi bir hedefi olmayan %84’lük kesime göre ortalama 2 kat daha fazla gelire sahip olduğu, yazılı hedeflere sahip %3’lük kesimin ise geri kalan %97’lik kısımdan 10 kat daha fazla gelire sahip olduğu belirlendi.

Kendi Kendinize Sorun!

Gerçekten ne istiyorum?
Bunu neden istiyorum?
Bu hedefe ulaşmak için vazgeçmem gereken şeyleri biliyor muyum?
Bu hedef ortaya koyacağım çabaya değer mi?
Hedefe ulaştığımı nasıl anlayacağım?

Hedefe Ulaşmak İçin…

Atılması gereken adımları spesifik olarak belirleyin…
Hedefinize ulaşacağınız zamanı belirleyin…
Hedefiniz önündeki engelleri tanımlayın…
Harekete geçin!

Her ikisi de çok önemlidir ancak;

Durağan bir kariyer ve mesleki unvan ile ilgileniyorsanız,

Çok uzun süre seçtiğiniz mesleği yapmayı düşünüyorsanız,

Görece yetersiz eğitim koşulları olsa bile kendinizi üniversite ve sonrasında yaşam boyu geliştirebileceğinize inanıyorsanız bölüm seçimini üniversite seçiminden öne almalısınız.

Esnek bir kariyer planlıyorsanız,

Tam olarak bir bölüm ya da meslek hedefiniz yok ise,

Kendinizi farklı alanlarda geliştirmeye uygun görüyorsanız,

Lisansüstü eğitimler ile sektörünüzü belirlemek istiyorsanız üniversite seçimini öne almalısınız.

 

Eşit ağırlık öğrencilerinin YGS sınavında önyargı ile baktıkları fen bilimleri testi ile ilgili görüşlerimi aktarmayı gerekli görüyorum. Bilindiği üzere fen bilimleri testinde 40 soru bulunmaktadır. ÖSYM’nin yaptığı sınavların tüm ülke çapında olması ve her türden aday kesimine hitap etmesi nedeniyle soruların zorlukları derecelendirmiştir. Aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere sorular çok kolaydan seçiciye doğru bir yelpaze oluşturuyor.

Ortalama bir TM öğrencisinin YGS fen testine bakış açısı bu grafikten yola çıkılarak şöyle tanımlanabilir. “Öncelikli olarak 40 soru içinden çok kolay, kolay ve bana yakın yapılabilecek görünen normal zorluk düzeyindeki soruları seçip yapabilirim…”

Bu düşünce kalıbını kendi kendimize söylediğimizde eğer kendimizi inandırabiliyorsak bu önermenin gerçeklik payı var demektir. TM puan türleri için öncelik taşıyan testlerdeki eksiklikleri gidermek adına bu yaklaşımın kısa sürede net ve puan artışına dönüşebileceği görüşündeyim. Fen dersleri ile olan ilişkinizi gözden geçirmenizi öneririm…

YGS 2011 yaklaşırken öğrencilerde çok sık karşılaşılan sınav taktiği eksiği ve testlere ayrılacak süreler ile ilgili karışıklıkları gidermek amacındayım.

YGS sınavında başarı için her seviyeden öğrencide olmazsa olmaz gördüğüm konu 160 dakika içerisinde 160 sorunun da taranmış bir şekilde sınavın bitirilmesidir. Burada tarama kavramından kasıt her sorunun öğrenci tarafından okunmuş ve yapılabilirlik açısından değerlendirilmiş olmasıdır.

Dikkat, algı, muhakeme, konsantrasyon, hafıza gibi bilişsel becerilerimiz sınav içinde süre ilerledikçe zayıflar.  Bu nedenle sınavda bizim için en değerli olan testten başlamamız mantıklı olacaktır. Örnek vermek gerekirse tıp fakültesi isteyen bir öğrenci için MF3 puanı gereklidir. YGS’deki testlerin MF3′e katkısı incelendiğinde örnekteki öğrencinin YGS test sırası Fen Bil.-Temel Mat.-Türkçe-Sosyal Bil. şeklinde olmalıdır. Kullanması gereken süreler ise testlere göre sırasıyla 45dk-45dk-40dk-30dk şeklinde olmalıdır. Bu tür sınav taktiklerinde dikkat edilmesi gereken nokta sınav başlangıcında heyecan yaşayan öğrenciler için sakıncalı olabileceğidir. Bu öğrencilerin heyecanlarını atlatana kadar kolay başarabilecekleri soruları yapmaları daha uygundur.

YGS’de testler arasında çok sık geçiş yapmak, optik formu doldurmayı sona bırakmak da kaçınılması gereken diğer önemli taktiksel hatalar olarak göze çarpmaktadır.

Bu sorunun çokça sorulduğu ve herkesin farklı şeyler söylediğini tahmin edebiliyorum. Bu durum sorunun tek bir yanıtı olmamasından kaynaklanıyor…
Günde çözmeniz gereken soru adedi hedefinize göre değişir!
Eğer tıp fakültesi isteyen bir öğrenci iseniz sınava girecek yüzbinlerce genç arasından en az ilk 10000 içerisinde yer almanız gerektiğini bilmelisiniz. Bu hedefe ulaşmak için de bir sayısal öğrencisi senenin başı itibariyle günde en az 300 soru çözmeli ve hatalı/boş soruların nedenlerini ortaya çıkararak çalışmasını tamamlamalıdır. Bu sayı sene sonuna doğru daha da arttırılmalı ve deneme sınavları ile desteklenmelidir. Aynı hesaplama en üst düzey liseleri hedefleyen 6-7-8 SBS adayları ya da eşit ağırlık öğrencileri için de geçerlidir. SBS’de daha zor olan kısım sınavın her yıl olması ve temponun hiç kaybedilmemesi gerekliliğidir.
Bu konularda önerilerde bulunan herkesin dikkate alması gereken önemli bir nokta kaygı yaratmamaya özen göstermektir. Yukarıda çok net belli olan durumu öğrencilere sürekli hatırlatmak kaygı yaratabilir. “En az ….. kadar soru çözmezsen bu iş olmaz.” gibi kesin yargılar öğrencileri olumsuz etkiler. Tam tersi şekilde “Ne kadar çözebiliyorsan o kadar çöz.” gibi bir ifade de öğrenciyi rehavete sokar ve kapasitesinin de altına inmesine neden olur.

Bunların yerine doğru bir planlama ile günlük, haftalık, aylık hedefler ve hedeflere ulaşmak için atılması gereken adımlar ortaya konmalıdır…Şimdiden başarılar…

Sınav sürecinde yapılan çalışmalarda ortaya konan enerji ve harcanan zamanın tam karşılığını alabilmek çok önemlidir. Zamanın kısıtlı, motivasyonun ise inişli çıkışlı olduğu bu dönemde birçok istekli öğrenci de gerçekten nasıl ders çalışılacağını bilemediği için kayıplar yaşayabilmektedir.

Herkesin kendine özgü yöntemler geliştirebileceği bu alanda tek bir doğru yoktur ancak pratik bir takım uygulamaları yaşantıya ekleyerek alınan sonuçlar iyileştirilebilir. Öğrencilerin çoğunluğunda düzenli ders çalışma alışkanlığının olmamasından yakınırız. Bunun bir yerde sebebi de alınacak sonucu değil çalışmanın kendisini çok fazla düşünmemizden kaynaklanıyor.

Bir şeyler yapmak isteyen ancak derse başladığında çok fazla çalışması gerektiğini fark eden ve motivasyonu işin başında tükenen öğrenciler için en iyi yol planlama yapmaktan geçer. Klasik ders çalışma planlarının işe yaramadığını gayet iyi biliyoruz o yüzden planlama denince hemen çizelgeler tablolar düşünmeyin.

Çalışmaya başlamadan hemen önce 15-20 dk süre ile o çalışma sürecinin içeriğini planlamak verimi arttırır. Öğrencinin kendine yönelteceği bazı sorularla planlama kolaylaşır ve bunu yazılı olması da işlevselliğini arttıracaktır. “Bu 2 saat sonunda ne elde etmiş olmak istiyorum?” “En önemli önceliğim nedir?” “Hangi derse ne kadar süre ayırmalıyım?” gibi sorularla yapılacaklar planlanabilir ve öncelik sırasına göre dizilebilir.

Bir başka pratik yol da öğrencinin çalışmayı gözünde büyütmesini engellemek için küçük parçalara bölmektir. Büyük bir sandviçi lokmalar halinde yemek hem gözümüzün korkmasını engeller hem de yutmayı kolaylaştırır. Örneğin deneme sınavına 10 gün kala yapılacak bir planlama ile her gün 200 soru çözülerek ilerlenerek denemeye 2000 soru ile hazırlanılabilir. Öğrencilere 2000 soru dendiğinde ürkebilirler ama süre ve her güne düşen soru sayısı vurgulanırsa başarılabilir gelmesi sağlanabilir.

SBS sürecini yaşayan ya da ilerleyen yıllarda yaşayacak öğrencilerin en büyük sorunlarından biri de dershaneye gidip gitmemeye karar verilmesi durumudur. 5. ve 6. sınıf öğrencileri ve dolayısıyla velilerinin çevrelerinden etkilenmeleri (sınıfta şu kadar kişi dershaneye gidiyor vb) ya da dershanecilerin felaket senaryoları yazarak dershaneye gitmeyi kaçınılmaz gibi göstermeleri nedeniyle, eğilimin neredeyse her yıl dershaneye gönderilme şekline döndüğü görülüyor.
Öğrencilerin dershaneye ya da takviyeye ihtiyaç duyup duymayacağı pek çok farklı değişkene bağlıdır. Eğer öğrenci çeşitli nedenlerle velisi ve okulu tarafından düzenli takip edilemiyor, akademik olarak tam anlamıyla yetiştirilemiyorsa deshane seçeneği değerlendirilebilir. (Çalışma becerisi konusunda sıkıntı yaşayan öğrencilerin dershane tarafından da tüm sorunlarının çözüleceği beklenmemelidir.) Ancak ders dinleme, ödev tamamlama, düzenli tekrar yapma alışkanlıkları oturmuş olan ya da ailesi tarafından çalışmaları sıkı takip edilen, kaynak kitap, test, deneme sınavı gibi ihtiyaçları karşılanan, yanıtlayamadığı soruları sormak amacıyla okuldaki öğretmenlerine kolayca ulaşabilecek öğrenciler için dershane seçeneği sadece 8. sınıf için düşünülmelidir.
Öğrencilerin özellikle 6. ve 7. sınıflarda dershaneye gönderilmeleri büyük riskler taşımaktadır. Yoğun okul ve dershane temposu bu yaştaki öğrencilerin ruh sağlıklarını olumsuz etkiler ve akademik başarılarında da anlamlı bir fark yaratmaz. Dershane seçeneği ile öğrencileri strese sokmak yerine iyi düzenlenmiş bir yaşam şekli oturtmak, öğrencilerin sürekli kriz durumunda ders çalışma psikolojisinden kurtulmalarını ve ileride de organize bir yaşam sürmelerini sağlar.
8. sınıfta çalışmayı, dershaneye gitmeyi, sınav hazırlığı yapmayı bırakan birçok öğrenci ile karşılaşırız ve velileri bizlere başvururlar. Bu durumlarda çoğunlukla öğrencilerin tahammül seviyelerinin tükendiğini, bunun da nedeni olarak önceki yıllarda dershaneye gönderilmelerinin yattığını görebiliriz. İstisnai olarak kendi içsel motivasyonu ile “Dershaneye gitmek istiyorum!” diyen ve ailesinden bunu talep eden öğrencileri bu yorumların dışında tutuyorum.
6. ve 7. sınıfta doğru okul ve aile ortak çalışması ile öğrenciler SBS sınavlarında başarılı olabilirler. 6. ve 7. sınıftaki öğrencilerin aile ve öğretmenleri her gün ders çalışmaları gerektiği konusunda öğrencileri bilinçlendirmeli ve yönlendirici olmalıdır. Bir 6. sınıf öğrencisi akşam ders çalışmayı bir futbol maçının iki yarısı gibi görmelidir. İlk yarıda okul ödevleri ve tekrarları, ikinci yarıda ise SBS soru çözümü şeklinde iki 45 dk. ayırarak günlük çalışmalarını tamamlayan öğrenciler SBS’de başarıyı yakalayabilir. Düzenli çalışma ile zaten o yılın müfredatından sorumlu olunacağı için pekiştirme amaçlı test-deneme çözümü haricinde herhangi bir ek desteğe ihtiyaç duyulmayacaktır.

Sınav yaklaştıkça yoğunlaşmaya başlayan sınav kaygısını makul düzeylere indirebilmek, son dönemeçte en yüksek verimi alabilmek ve sınava rahat bir şekilde girebilmek için kalan sürenin iyi değerlendirilmesinin önemi büyüktür.

Son döneme kadar zorlanılan konuların tesbit edilmesi öncelikli olmalıdır. Zorluk yaşanan konularda son dönemde öğrenilememiş konular kalmışsa öğrencinin düzeyine göre kendisini öğrenme gayretine sokup sokmama konusunda doğru karar vermesi gerekmektedir. Bir başka önemli nokta öğrenilemeyen konulara ayrılacak zaman ile bunun sınavda net olarak geri dönüşünün, yani maliyet fayda analizinin yapılmasıdır. Örneğin analitik geometriden Mat-2 testinde 3 soru çıkmaktadır. Sınavda çıkması garanti olmayan, çıksa bile 1 soru gelebilecek bir konuya kalan 20-25 günde zaman ayırmak fazla maliyet olarak değerlendirilebilir. Öğrencinin mevcut potansiyeline göre kendisini zorlasa dahi çok iyi düzeye getiremeyeceği dersler ve konulara son dönemeçte geri planda yer verilebilir.

Kalan süreyi en verimli şekilde değerlendirebilmek için çıkmış sorular ve birikmiş, tamamlanmamış konu testlerine, soru bankalarına derslerin ağırlıklarına uygun biçimde yer verilecek bir program oluşturulmalıdır. Çok iyi olduğunuz bir dersten gereğinden fazla soru çözmemek, geliştirebileceğiniz, soru pratiğine ihtiyaç duyduğunuz, dikkat hatası ya da bilgi karışıklığı yaşama olasılığı olan derslere ağırlık vermek puan artışları için düşünülmesi gereken noktalardır.

Son dönemde deneme sınavlarını kaçırmamak, hatalı ve boş sorulara geri dönerek konu tekrarı ile bilgi eksiklerini gidermek gerçek sınavdaki performansınızı arttıracak önemli başka bir açılımdır.

Sınavla ilgili olumlu düşünceler geliştirmeye gayret edin. Sınavdan sonra yaşanacak rahatlığı, sizi bekleyen tatili, gelecek planlarınızı düşünerek kendinizi motive etmeye gayret edin. Son dönemde olası olumsuz durumlara karşı hazırlıklı olmanız gerekir. Çok iyi olduğunuz bir dersten bir denemede kötü bir net çıkarabilirsiniz. Çok güvendiğiniz bir konuda dahi soru kaçırabilirsiniz. Bunların istisna olduğunu ve genel performansınızı göstermediğini unutmayın. İyi olduğunuzu düşündüğünüz alanda bile hata çıkarıyor olmak moral bozucu olabilir ancak bu düşünceyi genellemek çok daha büyük bir hata olacaktır. Bir olumsuzluktan yola çıkarak her şeyi olumsuz görmek, kötüye yormak, korkunç sonuçları hayal etmek ve daha gerçekleşmeden bunlara üzülmek çok sık görülen düşünce ve mantık hatalarıdır. Bunlardan kaçınmaya gayret etmek psikolojik olarak sınava daha güvenli girilmesini sağlayacaktır.

Günlük planlı çalışmayı aksatacak dış etkenlere öğrencilerin kendilerini kapatması ve programlarının işleyişini sakatlamamaları önemlidir çünkü artık geriye kaçan süreyi telafi edecek tasarrufa müsait süre kalmamıştır. Bu nedenle öğrenciler en az etkilenecek şekilde aile ve sosyal çevreyi bilinçlendirmelidir. Çok yoğun bir tempo içine girilmiş bile olsa dengeli olmak çok önemlidir. Uyku ve beslenme düzeni hiçbir zaman aksatılmamalıdır. Son sınıf öğrencileri de kalan sürede izinli oldukları, hafta içi öğrencileri de uygun oldukları için günlerinin çoğunu soru çözerek geçirebilirler ancak yinede öğrencinin kendisine ayıracağı günlük 1-2 saat boş zamanının olması gerekir. Eğer bu süre kullanılmaz ise çalışmanın faydadan çok zarar getirebileceği olasılığı unutulmamalıdır…

Bu yazıda meslekleri incelerken izlenebilecek adımlar ve cevapları aranacak sorular bulunmaktadır.

Gerçekten ne yapıyor?

İncelediğimiz meslek çalışanı iş saatlerini nasıl geçiriyor sorusu ile başlayabiliriz. Bu işte çalışan birinin zamanını en çok nelere harcıyor öğrenmemiz çok önemlidir. Ayrıca detay gibi görünse de bir çalışanın işinde gerçekleştirmesi gereken ek görevlerinin olup olmadığı, asli görevleri dışında kendisinden beklenen farklı işlerin varlığı işteki mutluluğunu ve verimini doğrudan ilgilendirir.

Çalışma Saatleri
Üniversite yaşamı sonrasındaki 35–40 yılınızı geçireceğiniz mesleğinizin çalışma saatleri seçeneklerini gözden geçirmelisiniz. Günde, haftada, yılda ne kadar çalışılıyor? Sosyal yaşama vakit ve enerji kalıyor mu? Gibi soruların yanıtlarını aramadan bir mesleği diğer nedenlerinizden dolayı tercih ettiğinizde olumsuz bir durumla karşılaşabilirsiniz.

Çalışma Ortamı
Nasıl bir ortamda çalışılıyor ve bu size uyuyor mu? Eğer şantiyelerde, yollarda çalışmayacaksanız inşaat mühendisliği okumamalısınız. Gece nöbetleri tutmak size iyi gelmeyecekse sağlık alanına girmemelisiniz. Örnekler çoğaltılabilir…

Hazırlık Süreci
Söz konusu meslekte belirli bir yere gelebilmek için gerekli eğitim süreçleri hakkında fikir sahibi olmadan karar vermemelisiniz. Bir uzman hekim olabilmek için 6 yıl tıp fakültesi ardından 5 yıl uzmanlık eğitimi tamamlayacak kadar sabrınız var mı? Diyelim ki bir pilot olmak istiyorsunuz. Yeterli donanıma sahip bir pilot olabilmek için hangi süreçlerden geçmek gerekiyor ve size bu süreçler nasıl geliyor?

Farklı Özellikler
Mesleğin gerektirdiği kişilik, karakter özellikleri nelerdir? Boy, kilo, cinsiyet, yaş, yabancı dil gereklilikleri var mı?

Sosyal İmkanlar
İş güvenliği, güvencesi, sağlık sigortası, emeklilik şartları, sağladığı toplumsal statü hakkında neler biliyorsunuz? Bunları sorduğunuzda karşılaştığınız tablo aradığınız gibi mi?

Olumlu ve Olumsuz Yönleri

Meslek seçerken de tipik maliyet fayda analizi açısından bakabiliriz. Sizi öncelikle ilgilendiren boyutlarda avantajlar daha fazlaysa doğru yoldasınız demektir ancak beklentinizin ön planda olduğu alanlarda olumsuzluklar varsa kararınızı yeniden gözden geçirmeniz faydalı olabilir.

Çalışma Fırsatları
Tercih etmeyi düşündüğünüz uzmanlık alanınızın mevcut piyasada aranırlığı ne durumdadır? Gelecek 10-15 yılda ne durumda olması beklenmektedir? Seçtiğiniz meslek size bağımsız çalışma ve kendi işinizi yapma imkanı tanıyor mu? Bu meslek ile farklı neler yapılabilir? Aklıma ilk etapta gelen sorular olarak sıralanabilir…

Maddi Kazanç
Çalışmalarınızın karşılığında size beklediğiniz hayat standartlarını sağlayabilecek bir gelir elde edip edemeyeceğinizi objektif bir şekilde değerlendirmelisiniz. Meslek sahiplerinin gelir durumları nelerden etkileniyor?Yıl içinde değişimler gösteriyor mu? En az ya da en fazla ne kadar kazanç elde edilebiliyor? Sorularına yanıt aranabilir…

Son olarak unutmamanız gereken bir nokta daha var…

Her ne iş yapıyor olursanız olun o mesleğin “en iyi” pozisyonu boştur…

Yaptığınız işin “en iyisi” olmak sizin elinizde…

Öğrenci Koçluğu ve danışmanlık çalışmalarında en çok karşılaştığım problemlerden birisi de “Kaygı” sorunudur. Bu yazıda kaygı üzerine bir takım öneriler sıralanmaktadır.

Kaygı hissedilen bir duygudur.

Önüne getirdiğimiz kelime ile birleştiğinde bu durum değişmeyecektir. Sınav, gelecek, iş bulma, başarı kelimelerinin ardına kaygı yerleştirebiliriz ve bunların bizde sebep olduğu endişelilik durumunu tarif etmiş oluruz.

Bir duygunun ortaya çıkması altta yatan temel düşünce ve inançlardan kaynaklanır. Bu bakış açısıyla farkında olmadan gerçekleştirdiğimiz düşünme işlemleri bizi o düşüncenin doğurduğu duygu durumuna sokmaktadır. Eğer kaygı hissediyorsak bunun temelinde bizi bu duyguyu hissetmeye yöneltecek kadar güçlü bir düşünce kalıbı, inanç vardır.

Altta yatan düşünceyi ortaya çıkarmak için şu basit cümleyi tamamlamak gerekir.

“Sınav kaygısı hissediyorum çünkü….”

İçtenlikle yanıt verildiğinde noktalı kısımda bireysel farklılıklarla birlikte genelde yetersiz hazırlık yapma ya da geçmiş yaşam deneyimlerinin yineleneceği düşüncelerine sıkça rastlayabiliriz.

“Sınava yeterince hazır değilim.”
“Sınava yeterince hazırlanmıyorum/hazırlanmadım.”
“Önceki sınavda başarısız oldum, bu sınavda da başarısız olacağım.”
“Çok çalışsam da başarılı olamam.” gibi…

Sınav kaygısını azaltmak ve ortadan kaldırmak istiyorsak yukarıdaki türden düşünce ve inançlarımızla işe başlamalıyız. Başlıca yapabilecekler şöyle sıralanabilir.

Ortaya çıkan düşüncenin doğruluğunu, gerçekliğini test edin.

Geçmiş olumsuz deneyimleri kabul edin fakat geleceğinizde belirleyici olmasını engelleyin.

İleriye dönük tahminlerinizi test edin. Yanlış tahminlerde bulunup bulunmadığınızı değerlendirin.

Gerçekçi olun, gerçekçi değerlendirmeler yapın.

Hissedilen duygunun her zaman gerçekliğin ölçüsü olmadığını değerlendirin.

Kullandığınız dilde –meli, -malı kalıplarını kullanmamaya, olmazsa olmaz durumlar yaratmamaya özen gösterin.

Kendinizi sizi zorlayabilecek, hoş olmayan durumlara karşı hazırlayın.

Content Protected Using Blog Protector By: PcDrome.